|
|
|
|
|
Diyetle düzenli balık tüketiminin veya uzun zincirli N-3 PUFA’danzengin balık yağı tüketiminin, koroner kalp hastalığı riskini azalttığı ve anikardiak ölümü önlediği uzun dönemdir bilinen önemli bir gerçektir.
İlk Kez 1940’ lı yıllarda yapılan bir araştırmaya göre Grönlandadasında yaşayan Eskimo’ ların diyetle çok yüksek düzeyde (total kalori alımının% 40’ı) yağ tüketmelerine karşın, kardiovasküler hastalıklardan ölüm oranın çokdüşük olduğunu göstermiştir. “Eskimo parodoksu” olarak da ifade edilenbu durumun açıklanabilmesi için bir seri epidemiyolojik çalışma planlanmış ve1970’li yılların sonlarında Danimarkalı araştırmacılar Bang ve Dyerberg, butoplumlardaki düşük kardiovasküler hastalık insidansını, balık ve balık-yiyenmemelilerin (fok, balina, mors gibi) tüketiminin fazla olması ileaçıklamışlardır. Eskimo’ lar gibi diyetlerinin önemli bir kısmını balık ve diğerdeniz ürünlerinin oluşturduğu Japonlar ve Çinliler üzerinde yapılanepidemiyolojik çalışmalar da, balık tüketimi ile kardiovasküler hastalık riskiarasında güçlü negatif bir ilişki olduğunu göstermiştir.
Otuz yıl devam eden Chicago Western Electric çalışmasında ise,günde en az 35 g balık tüketen erkeklerde öldürücü kardiovasküler hastalıkriskinin hiç balık tüketmeyenlerden % 40 daha az olduğu saptanmıştır. Çeşitli çalışmaların meta-analizinde de, benzerşekilde balık tüketim sıklığı arttıkça, koroner kalp hastalık riskinin azaldığısaptanmıştır. Ayrıca yapılan çalışmalar, balık tüketiminin kardiovaskülerhastalıklara karşı etkilerinin gözlenebilmesi için, bu tüketimin düzenli vesürekli olması gerekliliğini işaret etmektedir.
EPA ve DHA gibi zengin balık yağlarının kan basıncını düzenlediğive hipertansiyonu önleyebildiği düşünülmektedir. Balık tüketiminin tansiyon düşürücü potansiyelinin kardiovasküler hastalıklara karşı yararlı etkileri arasında küçük bir paya sahip olabileceği düşünülmektedir. Ancak belirtilmesi gerekir ki kan basıncının normalize edilmesinde kullanılması öngörülen balık yağı miktarı oldukça yüksektir. Bu düzeyde kullanımlarının kan reolojisi üzerine bazı olumsuzetkileri olabildiği gibi kullanılan bazı ilaçların da etkilerini artırabilmekte veya azaltabilmektedir.
Epidemiyolojik araştırmalar balık tüketiminin fazla olduğutoplumlarda diabetes mellitus hastalığının görülme sıklığının daha düşükolduğunu göstermektedir. Yapılan klinik çalışmalarda bu durum balığın içerdiğin-3 PUFA’ nın kan basıncı ve plasma trigliserit düzeylerini düşürerek, insulindirencini azaltabilme yeteneği ile açıklanmıştır. Balık ve balık yağı tüketimi fazla olan diabetikbireylerde kardiovasküler hastalık insidansının daha düşük olduğu söylenebilir.Ancak n-3 PUFA’nın kardiovasküler hastalık risk faktörlerine etkilerinindiabetik ve diabetik olmayan bireylerde farklı olmadığını gösteren çalışmalardavardır. Bu da balık tüketimin diabet hastalarındaki olumlu etkilerinin sadecebalık yağı ile ilgili olmadığını, balığın diğer bileşenlerinin özellikle debalık proteinin de diabetik hastalarda olumlu etkiler oluşturabildiğinigöstermektedir.
Balık tüketiminin yüksek olduğu ülkelerde, yüksek olmayan ülkeleregöre kolerektal, prostat ve meme kanser oranlarının daha düşük olduğubelirtilmektedir Son yıllarda yapılan epidemiyolojik, ekolojik ve deneyselçalışmalar balık tüketiminin kanser gelişimini önleyeceği hipotezini ortayakoymaktadır. Şu zamanlarda yapılan çalışmalarda ise balık tüketimininkolerektal ve meme kanseriyle güçlü ilişkisi olduğu, akciğer ve prostatkanseriyle ise daha zayıf ilişkisi olduğu belirtilmektedir. Diğer kansertürleriyle balık tüketimi arasındaki ilişkiyi gösteren çalışmalar yeterli değildir. Hayvan ve insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda EPAve DHA ile prostat kanser hücrelerinin büyümesinin baskılandığı görülmüştür.İsviçre’de yapılan geniş, ulusal bir çalışma sonucu balık tüketimi ile memekanseri riski arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Çalışmada balık tüketimmiktarı kadar tüketilen balık türünün de meme kanser riski ile ilişkili olduğubelirtilmiştir. Japonlarda balık tüketim sıklığının artması ile akciğer kanserriskinin azaldığı saptanmıştır.
Astımınyaş, cinsiyet, sigara kullanımı ve aile hikayesi gibi değişik risk faktörlerisöz konusudur. Astımda bu risk etmenlerinin yanında, beslenme alışkanlıkları daönemlidir. Japonların yüksek miktarda balık tüketiminin olduğu ve bu ülkedekiastım insidansının batı ülkelerine göre daha düşük olduğu saptanmıştır. Epidemiyolojik çalışmalarda balıktaki yağ asitlerininastımda yararlı etkileri olduğu gösterilmiştir.
AlzheimerHastalığı; kardiyovasküler hastalıklar, felç, hipertansiyon ve diyabet gibihastalıkların risk faktörlerinden biri olabilmektedir. Yapılan çalışmalardabalık ve çoklu doymamış yağ asitleri tüketiminin alzheimer riskini azalttığıgösterilmiştir.
Laboratuvar çalışmalarında n-3 PUFA’dan zengindiyetle beslenen hayvanların öğrenme kapasitesi ve hafıza performansınınkontrol grubuna göre daha yüksek olduğu belirtilmiştir Geniş çalışma grubunda AH’ lı hastalarda yapılançalışmalarda, haftada en az bir kez balık tüketenlerin daha az sıklıkla balıktüketenlere göre AH riskinin %60 daha az olduğu gösterilmiştir.
Depresyon;mutsuzluk ve umutsuzluk hissiyle karakterize olan strese, hormonaldeğişikliklere, biyokimyasal anormalliklere ve diğer nedenlere bağlı olarakgelişen bir sorundur.
Yapılanepidemiyolojik çalışmalarda kan EPA ve DHA düzeyi düşük kişilerde depresyonriskinin yüksek olduğu bildirilmektedir. Depresyon şiddeti ile diyette vekırmızı kan hücrelerindeki EPA ve DHA düzeyi arasında güçlü ilişki olduğu dagösterilmiştir. Araştırmacılar yapılan son çalışmalarda n-3 PUFA’nındepresyona karşı koruyucu etkisi olduğunu belirtmekte ve yüksek balık tüketimiolan ülkelerdeki düşük depresyon oranlarına dikkat çekmektedirler.
Yapılan bir çalışmada günlük 10 g balık yağı tüketiminin sedef hastalığındakicilt lezyonlarını düzelttiği gösterilmiştir. Yapılan bir diğer çalışmada,günlük 3.6 g alınan balık yağının 2-3 aylık bir tedavi sonrasında sedefhastalığı şiddetini azalttığı görülmüştür. Araştırmalara göre, sedefhastalığında balık yağı alımının olumlu etkisinin olduğu sonucuna varılmış fakatbunun hangi mekanizma ile gerçekleştiği anlaşılamamıştır.
Yapılan çalışmalarda yaşlanmanın UV ışığın deri üzerindeki zararlıetkileri diyetin yağ miktarı ve yağ asidi kompozisyonu tarafından azaltılabilmektedir.
UV radyasyon gibi zararlı etkilerin altında bulunan deriden dokukayıpları gözlenmektedir. DHA ise doku kaybını azaltırken derideki C vitaminisentezini arttırdığı rapor edilmiştir. Ayrıca balık yağı bileşiminde bulunan EPA ve DHAtakviyesinin UV radyasyonun neden olduğu ve deri kanserlerinde başlatıcı faktörolarak bilinen p53 protein ekspresyonunu ve DNA zinciri üzerindeki kırılmalarıazalttığı rapor edilmiştir.
|
|
|
|
|
|
Hamilelikte balık hem anne için, hem de anne karnındaki bebek içinçok önemli bir besin kaynağıdır. Anne, çocuğunun geleceği için balık yerken,kendi sağlığı için de vazgeçilmez bir besini tüketmiş olur.
Hamilelik döneminde anne adayının kalsiyum ihtiyacı artar. Bebeğin kemikoluşumunda kalsiyum etkilidir. Anne adayı yeterli kalsiyum almaz ise bebek içingerekli olan kalsiyum miktarı anneden karşılanmaya çalışılır. Bu da anneninileriki yaşlarda kemik erimesine neden olabilir. Sardalya gibi kılçığı ilebirlikte pişmiş ve yenilen balıklardaki kalsiyum miktarı çok yüksektir. Biradet sardalya balığındaki kalsiyum miktarı bir bardak süttekine denktir.
Balık yiyen anne adayının bebeği büyük olur ve normal doğumlarda doğumu daharahat gerçekleşir. Ayrıca bebeğin büyük olması ileride karşılaşabileceğihastalıklara karşı dirençli olmasını sağlar.
Araştırmalara göre balık yiyen anne adayının sütünde DHA oranı daha fazladır,sütü daha faydalıdır. DHA bebeğin beyin ve sinir sisteminin gelişiminde çokönemlidir. Bebek hem anne karnındayken DHA alımı yapar, hem de anne sütü ileDHA alımını devam ettirir. DHA, beyni besleyen tek maddedir. Balık yiyenannenin bebeği, DHA alımı ile daha zeki olur. Ayrıca balık yiyen annenin bebeğinin göz gelişimi, duygusal ve davranışgelişimi daha sağlıklı olur.
Bebekler DHA ve omega yağlarını anne sütünden alırlar. Bu nedenleannenin balık yemesi gerekli ve önemlidir.
Bebeklerin beyin gelişimleri 18. aya kadar devam etmektedir, bu nedenle DHAalımı çok önemlidir. Ancak uzmanlar yeni doğan bebeklerin gelişimi için ilk9-15 gün DHA alımının özellikle önemli olduğunu ifade etmişlerdir.
Bebekler 9. aydan sonra balık yemeye başlayabilir. Balık, bebeğingöz sağlığı, sinir sistemi, duygusal ve davranış gelişimi için önemlidir. DHA alımı ile prematüre bebeklerde de görme keskinliği gelişimi hızlanmaktadır.Ayrıca araştırmalarda balık tüketen 9-10 aylık bebeklerde zihinsel yeteneklerinarttığı gözlemlenmiştir.
Balık önemli bir kalsiyum kaynağıdır. Özellikle sardalya gibi balıklar kalsiyum deposudur. Bir sardalya balığının içindeki kalsiyum miktarı, bir bardak süte eşittir. Balık çocuklardaki sağlıklı kemik ve diş gelişimi için gereklidir.
Balık vücut direncinin artması için gereklidir. Balık yiyen çocuklar sağlıklı gözlere sahip ve parlak zekalı olurlar.
Ergenlikinsan hayatında önemli bir eşiktir. Vücut gelişimi ve farklılıklar bir yandan,öğrenim savaşı diğer yandan bu çağlar insan hayatının en yoğun duygukarmaşalarını geçirdiği dönemdir. Sağlıklı ve dengeli beslenmek, her yaştaolduğu gibi bu yaş döneminde de çok önemlidir.
Balıkyiyenler parlak zekalı olur, algı ve öğrenme kabiliyetleri daha yüksektir.Ergenlik dönemindeki öğrenme ve eğitim hayatı yoğun bir dönem olduğu için balıközellikle önemlidir. Gelişmekte olan vücudun kalsiyuma, vitamine, mineraleihtiyacı vardır. Kalsiyum kaynağı olan balık, sağlıklı kemik ve diş gelişimi için gereklidir. Balık vücut direnci için, sağlıklı gözler için gereklidir.
Balık beyin gelişimi için ne kadar önemliyse, beynin beslenmesi için de o kadar önemlidir. Balık yiyen kişilerin hafızası daha kuvvetlidir.Balık; sinir sistemini korur, kronik yorgunluktan korunmaya yardımcı olur.
Araştırmalara göre 30’ lu yaşlarda depresyon daha yoğun gözlemlenmektedir. Omega3 yağ asidi depresyona karşı koruyucudur. Depresyon tedavilerinde Omega 3 ve Omaga 6 yağ asitlerinin önemi bilimsel olarak saptanmıştır.
Balık, vücut direncini artırır. Araştırmalara göre balık; kanser ve diyabet riskini azaltır. Ayrıca kalp ve cilt sağlığının korunmasında da önelidir.Hipertansiyonu önler. Kişi diyabetli ise kalp sağlığını korumaya yardımcı olur.
Formda kalmak için, bol bol balık yemek şarttır. Ortalama yağ içeriği kırmızı ete oranla % 20 azdır. Düşük kalorili rejimlerde, mezgit, çupra gibi, yağ oranı düşük balıklar tavsiye edilmektedir.
Balık beyin gelişimi için ne kadar önemliyse, beynin beslenmesi için de o kadar önemlidir. Balık yiyen kişilerin hafızası daha kuvvetlidir. Balık; sinir sistemini korur, kronik yorgunluktan korunmaya yardımcı olur.
Balık depresyon riskini azaltır. Omega 3 yağ asidi depresyona karşı koruyucudur.Balık, cilt sağlığı için de gereklidir. İlerlemeye başlayan bu yaşlarda istenmeyen kırışıklıklar oluşmaya başlar. Balık, kırışıklıkların yoğun olmamasını sağlar. Balık, vücut direnci artırır. Araştırmalara göre balık; kanser ve diyabet riskini azaltır. Ayrıca kalp ve cilt sağlığının korunmasında da önelidir. Hipertansiyonu önler. Kişi diyabetli ise kalp sağlığını korumaya yardımcı olur. Ayrıca romatizma semptomlarını da azaltır.
Balık beyin sağlığını korumada da çok önemlidir. Yaşlılıkdöneminin korkulu rüyası alzheimer. Düzenli balık yiyen yaşlıların alzheimerolma riskinin azaldığı gözlemlenmiştir. Ayrıca balık, sinir sistemini korur,kronik yorgunluktan korunmaya yardımcı olur.
Balık, yaşlılık döneminin de çok önemli bir besinidir. Her yaşta olduğu gibiyaşlılık döneminde de vücut direncini artırır. Araştırmalara göre balık; kanserve diyabet riskini azaltır. Ayrıca kalp ve cilt sağlığının korunmasında daönemlidir. Hipertansiyonu önler. Kişi diyabetli ise kalp sağlığını korumayayardımcı olur. Ayrıca romatizma semptomlarını da azaltır.
|
|
|
|
|
|
Balıklar diğer etler gibi karbon hidrat içermezler; bu nedenle debalık etinin enerjisi yağ ve protein içeriklerinden kaynaklanır. Genel olarak balıkların diğer etlerle karşılaştırıldığında, aynı miktardaki sığır,domuz, koyun veya kümes hayvanlarının etlerinden daha az enerji içerdikleri söylenebilir. Örneğin sardalya gibi yağlı balıkların dışındaki balıkların, 90 gpişmiş servis edilen miktarı 160 kaloriden daha az enerji içermektedir.
Balıklar, diğer etler gibi proteinden zengin besinlerdir, % 18-20oranında protein içerirler. Balık eti proteinleri elzem aminoasitlerin tamamınıiçerir. Kırmızı et ve kümes hayvanlarının etleri ilekarşılaştırıldığında, balık eti çok daha az miktarda kollojen içerir. Ayrıcabalık eti kasları uzun çizgili yapıya sahip olan memelilerden farklı olarakdaha kısadır. Tüm bu farklılıklar balık etinin diğer etlerden daha yumuşakolmasını ve pişirme ile bağ dokunun kolayca dağılmasını sağlar. Böylece balık etiproteinleri sindirim enzimleri tarafından kolayca hidroliz edilebilir. Bu davücudun bu proteinlerden faydalanım oranını artırır. Bu nedenle kırmızı eti zortüketen, çiğneme güçlüğü olan hasta bireylerde, yaşlılarda ve çocuklar da balıketi kırmızı etin yerine kullanılabilmektedir.
Balıkları et grubunda yer alan diğer besinlerden ayıran en önemlibileşeni şüphesiz çok uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleridir. Çünkü insanbeslenmesinde çok önemli ve elzem rol oynayan çoklu doymamış yağ asitleri insan vücudunda sentezlenemezler ve bu nedenle de “elzem yağ asitleri” olarak kabul edilirler. Uzun zincirli çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA), vücuttaki bütündokuların temel yapısal bileşenidir. Dokuların gelişmesi, doğru ve tam çalışması,ve düzenleyicisi oldukları bir çok fizyolojik sürecin işlemesi için elzemdirler. Genel olarak n-3 yağ asitleri (DHA ve EPA) buişlevlerine bağlı olarak, kalp ve damar hastalıkları, romatoid artirit, kanser,astım, alzheimer, gibi bir çok hastalığın önlenmesi ve tedavisinde; ayrıca bebeklerde retina ve beyin gelişiminde etkin rol oynamaktadırlar. EPA ve DHAkaynaklı balık ve diğer deniz ürünlerinin, Amerikan Kalp Cemiyeti (AHA)’nin2002 yılındaki önerisi doğrultusunda 2-3 porsiyon (450 gram) tüketilmesi gerekmektedir
Balıklar Bgrubu vitaminlerinden B1, B2, B3 ,B6 ve B12 vitamininin, ve yağda eriyen vitaminlerden A ve D vitaminlerinin iyi kaynakları olarak kabul edilirler.
A vitamini ton, uskumru, ringa balığı gibi yağlı balıklarda bulunur. A vitamini gibi yağda eriyen bir vitamin olduğu için, D3 vitaminin (kolekalsiferol) de en zengin kaynakları ton balığı gibi yağlı açık deniz balıklarıdır. Balıklar D vitamini içerikleri açısından diğer hayvansal kaynaklı besinlerden çok üstündürler.
Balık karaciğer yağı, yağda eriyen vitaminlerin en zengin kaynağı olduğu için 200yıldan uzun süredir besin supplementi olarak kullanılmaktadır. Ancak kapsülhalde tüketilen balık karaciğer yağının, yağda eriyen vitaminlerden çok konsantre olabileceği, A veya D vitamini içeriklerinin toksik etkiler oluşturacak düzeylere ulaşabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle balığın besin olarak tüketiminin suplement olarak alınmasından daha sağlıklı olduğu kabul edilmektedir.
Balık vediğer deniz ürünleri zengin mineral içerikleri açısından sağlıklı beslenme modelinde ayrı bir öneme sahiptirler. Çünkü iyot, selenyum gibi balık ve diğer deniz ürünlerinde bol miktarda bulunan mineraller, bu besinlerin dışındaki besinlerin çoğunda çok az miktarlarda bulunurlar. Balık ve diğer deniz ürünleri iyodun en zengin kaynaklarıdır.
Haftada 2 porsiyon balık veya diğer deniz ürünlerinin tüketilmesiile günlük iyot gereksinmesini karşılanabilir.
Balıkların bol miktarda içerdikleri mineraller arasında fosfor, magnezyum ve çinko da yer almakta olup bu minerallerin günlük gereksinmelerinin karşılanmasında balık tüketimi çok önemlidir. Balık etindeki sodyum potasyumoranı sağlıklı beslenme açısından oldukça uygundur.
Sardalya ve yayın balığı gibi kemikleri ile birlikte hazırlanan balıklar kalsiyumun iyi kaynakları olarak kabul edilirler.
Yapılan araştırmalar hamilelik döneminde balık tüketiminin anne vebebek sağlığı açısından önemini açıkça ortaya koymaktadır. Balıkta bulunan uzunzincirli doymamış yağ asitlerinin (DHAve EPA) bebeklerde retina ve beyin gelişimini desteklediği, doğum ağırlığını yükselttiği ve gebelikte balık tüketen annelerin sütünde DHA oranının arttırğı saptanmıştır.
Uzun zincirli doymamış yağ asitleri görme, motor sinir sistemi gelişimi,bilişsel-duygusal ve davranış gelişimi üzerinde yapısal ve fonksiyonel olaraketkin olduğu bilinmektedir.
Biyolojik olarak beyin, aktif sinir dokuları ve retina uzun zincirli yağ asitlerinden sentezlenen DHA’dan zengindir.
Son yapılan çalışmalarda bebeklerde DHA’nın retinal fonksiyon dönemli rol oynadığı ve görme performansının DHA düzeyiyle ilgili olduğu gösterilmektedir. Özellikle yaşamın ilk 9-15 günü bu olay bebek için önem taşımaktadır. İnsanlarda beyin gelişimi hamileliğin 3. trimesterinde başlar, doğumda en yüksek düzeye ulaşır ve doğumdan sonra 18. aya kadar hızla devam eder. Yapılan insan çalışmalarında ise n-3 PUFA’nın 9-10 aylık bebeklerde problem çözme yeteneğini artırdığı gösterilmiştir.
Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin yetişkinlikte glukoz intoleransı, hipertansiyon, koroner arter hastalıkları gibi metabolik sorunları olabileceği hipotezi söz konusudur. Düşük miktarda balık tüketen kadınların bebekleri yüksek miktarda balık tüketen kadınların bebeklerine göre daha düşük doğum ağırlığına sahip oldukları saptanmıştır. İzlanda’ da bebek doğum ağırlıklarının fazla olmasıyla birlikte yetişkinlerde Tip 2 DM prevelansı, hipertansiyon vekoroner arter hastalığının düşük olduğu görülmektedir. Doğum ağırlığının fazla olması n-3 PUFA kadar balığın içerdiği protein miktarı ve kalitesiyle de ilişkili olduğu kabul edilmektedir.
Anne sütünün DHA düzeyi anneye göre değişebilir. Örneğin annenin balık tüketim durumu anne sütündeki DHA miktarını etkilemektedir.
DHA’ dan zengin beslenen hamilelerin ve emziklilerin DHA’dan zengin beslenmeyen hamile ve emziklilere göre sütleri daha yüksek miktarda DHA içermektedir. Yapılan bir çalışmada balık tüketen hamilelerin %55’inin tüketmeyenlere göre sütündeki DHA miktarı daha yüksek bulunmuştur. Diyetle alınan DHA’ nın anneden bebeğe, n-3 PUFA’ dan sentez edilen DHA’ ya göre daha etkin bir şekilde geçtiği belirtilmektedir.
|
|
|
|
|